|
kadriye
|
 |
« Yanıtla #270 : 26 Şubat, 2010, 13:14 » |
|
buluştuk doyamadık  en kısa zamanda doymak niyetiyle insallah..... hem süre olarak hem paylasım olarak hemde kişi sayısı olarak doymak olsun insallah... iyiki varız.... muckkkkk
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
üşengeç
Newbie
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 10
|
 |
« Yanıtla #271 : 26 Şubat, 2010, 20:31 » |
|
evet buluştuk ama çok kısa sürdü, yalnız bu kısa süre bile bana tahmin etmediğim bir enerji, mutluluk, keyif verdi nolur. bunu daha sık ve daha kalabalık yapalım
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
kadriye
|
 |
« Yanıtla #272 : 27 Şubat, 2010, 19:09 » |
|
kesinlikle katılıyorum sana Hatice.... mesela en kısa zaman için yine tarih belirleyelim....ortak tarih,ortak zaman.....hadi bakalım acıldı ihale:)))
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
kadriye
|
 |
« Yanıtla #273 : 03 Mart, 2010, 00:56 » |
|
herkese iyi geceler, insanın kendi içindekilerle yüzleşme cesareti için birşeye güven duyması gerekiyor bu güven olmazsa yüzleşmeler hep korkuların gölgesinde kalıyor.hadi buna özgüven dedik ve özümüze güvenmeyi sectik. yetmiyor....bu seferde özegüvenerek içliklerimizi açtığı aynalaşmalarda samimiyetle ilim yapmak gerekiyor.ilim yapayı istemek gerekiyor.işte bu isteğin önünde bir şey duruyorsa işte o zaman herşey arapsaçına dönüyor. herkese iyi geceler....herkese cesaretle kendini bulma yolunda başarılar.....
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Yasemin Soysal
|
 |
« Yanıtla #274 : 03 Mart, 2010, 10:37 » |
|
Bazen herşeyi öyle karmaşık görüyoruz ki, karşısında ne ilim ne de duygular tutunabiliyor. Bir sineğe kimse nefes aldırtamaz. Fakat bu nefes almanın zor birşey olduğu anlamına gelmez. Sinek bunu zaten doğduğundan beri yapıyor ama biz bu kadar mucizevi bir şeyin zor olması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü mutlu olmanın, fit olmanın, huzurlu olmanın vs. zor olduğu öğretilmiş. Çocukluğumuzdan beri hayat zor telkinleri ile büyümüşüz. Anne babamız söylememiş ama öğretmenimiz, komşumuz, arkadaşımız vs. söylemiş. Tıpkı nefes almak gibi basit, içinizdeki var olana izin verin yeter...
Çiçek gibi bir gün dileğiyle...
Sevgiler
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
kadriye
|
 |
« Yanıtla #275 : 05 Mart, 2010, 12:51 » |
|
teşekkür ederim Yasemin Hanım. izin vermek için hep gayretteyim insallah daha da iyi olacak... dün lejyon diye bir film seyrettim filmin akışı biraz dengesiz olmakla beraber konusu çok ilgincti. Allah ,insanlıktan umudunu yitiriyor ve meleklere emir veriyor yok edin insanlığı diye bu arada yeni dogacak bir bebek insanlıgın son umudu fakat dogmadan emir geldigi için bebegın olmesi gerekiyor. iki buyuk melek tartısıyorlar.Mıkail diyor ki: Allah bu insanları boşuna yaratmadı ben bu emre itaat etmeyecegım Cebrail de diyor ki; emre itaatsizlik edemezsin. Mıkail dunyaya ınıyor ve kanatlarını keserek ınsan oluyor ve dogacak bebegi kurtarmaya çalısıyor.Bebek doguyor Tam bu esneda Cebrail geliyor ve bebegi istiyor.Mikail bebegı annesine veriyor ve kac dıyor. Mikail ve Cebrail döğüşüyorlar ve Mikail ölüyor. Cebrail kızın peşine düşüyor.Kızın yanında birde erkek var.Onu tam öldüreceği sırada Mikail tekrar melek olarak Cebrailin karşışına dikiliyor Cebrail şok oluyor..Bu imkansız diyor.Sen O na itaatsizlik ettin bu olamaz diyor.Bunun üzerine Mikail şöyle diyor; Sen onun emirlerine itaat ettin ben ise O na istediğini vermek için kendi varlığımdan vazgeçtim. Bu açıklama beni çok etkiledi. sizlerle paylasmak istedim. Sevgiler....
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
üşengeç
Newbie
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 10
|
 |
« Yanıtla #276 : 07 Mart, 2010, 23:14 » |
|
yaaa hadi ne zaman buluşuyoruz tekrar..... bide Kadriyeciiimm herşeyi paylaş demiştin ya burda son zamanlarda sanki özgüven eksikliği var bende, nasıl üstesinden gelebilirim bilmiyorum biraz yardıma ihtiyacım var galiba tavsiyelere açığım şimdiden teşekkür ederim öpüyorum
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
AVUKAT
|
 |
« Yanıtla #277 : 08 Mart, 2010, 09:53 » |
|
Günaydın sevgili dostlar, hepinize sımsıcak, ışıklı ve aydınlık bir hafta diliyorum... Sabah Elazığ daki deprem haberleri ile yola koyuldum; İçim acıdı; öfke duydum, isyan ettim...Buı kader mi? Bizim insanımızın alın yazısı mı? İhmal mi? Kim suçlu? Karmakarışık oldum ....O duygularla siteye girdim hemen...Buradaki yazılar, paylaşımlar dibe vurduğum anlarda bile kurtarıcı gibi geliyor bana...Bu sebeple paylaşımlarını esirgemeyen tüm dostlara binlerce kez teşekkürler... Kadriye'cim, film hakikaten çok enteresanmış; mutlaka izleyeceğim... Hatice'cim, ben de son zamalarda pek iyi değilim; hep Yasemin hanım'ın dediğini hatırlıyorum; olumsuzluğa düşmek değil de kaldığınız süre çok önemli derdi ya; bu sebeple kendimi kasmıyorum; her ne ise beni sıkan , üzen düşüren duygu "hoşgeldin ama ne olur çok kalma, hakikaten çok işim var, senle fazla meşgul olamayacağım" diyorum...Aslında, ne olura olsun, biraz kendinle ve hayatla dalga geçmeyi öğretiyordu Yasemin hanım bize...Bunu başardığımız anda zaten herşey yoluna giriyor. Unutma, su bir kere yolunu buldu mu akıyor da akıyor  Sanırım, kendimize biraz sabır ve en önemlisi de hoşgörü göstermemiz lazım bu aralar... Bu hafta soğuk ve karlı geçecek deniyor; Bu sebeple bu hafta değil ama gelecek hafta içinde bir akşam, olmazsa, 20 Mart Cumartesi veya 21 Mart Pazar sabahı bir brunch yapabiliriz diye düşünüyorum.Ne dersiniz? BU ARADA HEPİNİZİN DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜ KUTLUYORUM..HEPİMİZE KADINLIĞIMIZLA DOST VE BARIŞIK OLDUĞUMUZ NİCE YILLAR DİLİYORUM ...SEVGİLERİMLE...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Yasemin Soysal
|
 |
« Yanıtla #278 : 08 Mart, 2010, 10:15 » |
|
Soğuk ve karlı bir havada niye yapmıyorsunuz bu kahvaltıyı..? Soğuktan biraz üşümüz, burnunuz kıpkırmızı olduğu bir günde, kapıdan ilk girdiğiniz anda sıcak havayı hissetmek ve en sevdiğimiz dostlarla gülümsemek.. Güzel ve sıcak bir bitki çayı ile ısıtmak o üşüyen elleri.. Sizce bu çok daha keyifli olmaz mıydı? biz çoğu zaman birşeyler yapmak için şartların olgunlaşmasını bekliyoruz, şartları olgunlaşmaya çalışırken gecen bir ömür ve çürüyen bizler oluyoruz. Tek yapmamız, her şeye rağmen bizi olgunlaştırmak. Detoksuda bu yüzden hafta sonları yapmıyormuzu. Dış faktörün önemi yok herşeye rağmen iç faktör demiyor muyuz? Hatta kesinlikle evde oturmayın, detokstayken daha çok yaşamın içinde olun, lezzet anları ağzınızda değil ruhunuzda olsun... Bu yüzden her düştüğümüzde durumu değiştiriyoruz, tek yapmamız gereken kendimizi değiştirmek. Harika soğuk ama içinizin sıcak olduğu, güzel günlere...  Ayrıca dünya kadınlar gününüz kutlu olsun... Sevgiler
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
AVUKAT
|
 |
« Yanıtla #279 : 08 Mart, 2010, 11:38 » |
|
 Harikasınız Yasemin hanım...İşte bir farkındalık daha  çok teşekkürler...sevgilerimle...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
AVUKAT
|
 |
« Yanıtla #280 : 08 Mart, 2010, 11:42 » |
|
Yasemin hanım'ın daha önce verdiği ve ikinci kez tekrarladığı bir cevabını, buradan tekrar gönderiyorum. Ben bu yazıdan çıktı alıp, işyerinde duvarıma astım; her an görüp zihnime kazınsın diye  Öneririm...sevgiler Kaçan ya da kopan birşey yok. Patlayan bir durum hele ki hiç yok. Bizlerin düştüğü en büyük hata mükemmel kontrol dugusu ile sürece devam etme isteyimizdir. Bir şeylerin anlamını değiştirmektense onları kontrol etmeyi seçiyoruz. Pastaya,çikolataya, bir sevgiliye, kendimize yüklediğimiz anlamları değiştirmek yerine onları baskılamak ya da onlardan kaçmak istiyoruz. Sizce bu hayat sürekli kontrol duygusu ile yaşanır mı? (hayatın keyfini ve tadını çıkartamadıktan sonra varsın zayıf olmuşum ya da şişman olmuşum, sanırım çokta önemli değil. Çünkü belli ki ruhhalim hantal.) Kontrol etmek yerine, kontrol etmeye çalıştığınız şeyin anlamını değiştirin.
Bakın önemli olan fazla yemek yemek değildir, fazla yedikten sonra ne yaptığımız önemlidir ? (Vaz geçmek, kendine kızıp gidip daha çok yemek yemek, başarısız olunduğunu kabul edip gidip televizyon karşısında ne bulunursa atıştırmak ya da süreç devam ediyor diyip egzersizler,meyvalar ve kocaman kahkahalarla yola devam etmek. Hatta eskisinden daha hızlı devam etmek)
Fazla yemek yeme ruh halinde ne kadar süre geçiriyorsunuz...? (Bir gün, bir ay, üç ay, bir yıl yoksa bir saat. Ne kadar süre geçirdiğiniz sizin kim olduğunuzu belirleyecek)
Ya da birşeyleri atıştırdığınızda o kocaman güzel haftayı bir anda çöpe mi atıyorsunuz...? (Bir hafta harika gitmiş, tam olmak istediğiniz gibi yaşamışsınız. Cuma öğleden sonra kendinize yakışmadığını düşündüğünüz bir şeyi yaptınız diye koca haftanın hakkını mı yiyeceksiniz.) Yanlışlarımızı gördüğümüz zaman tam teslimiyet durumunda herşeyi yarıda bırakıyoruz. Sanki bu anı beklermiş gibi. İçimden biri çıksada bunu bozsa, ben de bozuldu diye gidip herşeyi yarım bıraksam.
Herşeyi mükemmel yapmaya çalışmayın, dengedir mükemmeli yaratan. Mutsuz olduğunda çıkabilmek, işler kötü gitse bile toparlayabilmek. Yere düştüğünde yerden bir avuç toprakla kalkabilmektir. Hatta dönüp ben düşmedim ki, toprak alabilmek için attım kendimi yere diyerek, dalga geçebilmektir. Hayatınızla eğlenin, biraz mizah biraz dalga...
Hayatın keyfi, zayıf kalabilmenin farkındalığı; krizler geldiğinde, bakayım ne kadar hızlı bu ruh halinden çıkabiliyorum, rekorumu geliştirebilmiş miyim diye düşünmek, soranlara da benimkisi yeme krizi değil, rekor denemesi diyebilmektir...: ))
***Yedikleriniz için inanılmaz pişmanlık duyuyorsunuz... Bazen düşünüyorum, acaba yediklerimiz için mi oturup üzülmek gerek yoksa hayatın monotonluğuna dalıp, gidilmeyen dünyanın en güzel köşelerinde yiyemediklerimiz için mi ?
Sevgiler « Son Düzenleme: Mart 04, 2010, 01:43:07 pm Gönderen: Yasemin Soysal »
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Şule Öztürk
|
 |
« Yanıtla #281 : 09 Mart, 2010, 11:16 » |
|
Tüm arkadaşlara şöyle bır onerım var gruptan olan yada olmayan herkese . En kısa bır zamanda bi hafta sonu günü birlik yada bır gece konaklamalı turlara katılıp bırlıkte bır IKI gun dolu dolu bır hafta sonu gecırmek ıster mısınız?  Olumlu yada olumsuz cevap verılırse cok sevınırım arkadaslar herkese kucak dolusu sevgıler...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
kadriye
|
 |
« Yanıtla #282 : 10 Mart, 2010, 01:32 » |
|
Şule bu harika bir fikir  ) ve peşinden amalarım başlıyor...Ama temmuz olursa katılabılırım.Temmuza kadar haftasonlarım zorunlu olarak dolu..haftaıcı olursa ayarlayabilirim. Hatice, ahh özgüven ahh....onu bir tamlasak erecez  inanki bir çoğumuzun ortak sorunu..onun için guzel bir yerden başlamışsın.İlk farkındalık bunun olduğunu kabul sırada ise bu eksiklik ile yüzleşmek var....nasıl mı? samimiyetle.....samimiyet ne demek?
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
kadriye
|
 |
« Yanıtla #283 : 10 Mart, 2010, 01:49 » |
|
SAMİMİYET bence yolculuğumuzdaki en büyük özgürlüğün anahtarı... hep bildiğimiz,bizlere öğretilen tam da samimiyetin ta kendisi.. samimiyet her algıda farklı şekiller alıyor.Oysa ki tanımı tek ve gayet açık... Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. Mevlana
bunu herkes biliyor.Aynı şeyleri defalarca keşfetmenin bir anlamı yok belkide eger dışım seni çok seviyorum derken için offf sinir oluyorum diyorsa.....sadece bilgiyi taşıyanız ve bunu hal etmedikten sonra bence bilmeyeniz. işte ''hal'' etmek de samimiyette gizli ama kime samimiyet? kendimden başka herkese samimiyim ve bence samimiyiz. Eşim üzülmesin,komşu yanlış anlamasın,çocuğum küsmesin,babam darılmasın,annem sinirlenmesin.....vs vs vs....için kendime ördüğümüz samimiyetsizlik hücresi.... kendi ellerimizle kendimizi içine mahkum ettiğimiz hücremiz.... kendim için bir şey istersem namertim deyip sonrasında karşı bir darbe aldığımız anda da ''ben senin için canımdan vazgeçtim,senin yaptığına bak'' şeklindeki zeytinyağı gibi üste çıkma gayretlerimiz... ne kadar komiğiz ne kadar oyunbazız tam bir devekuşu misali.......gören göze samimi gözün görmediği içliğimize samimiyetsiz.... içimle dışım arasındaki farkı yaratan nedir? sanırım öze olan güven eksikliği... yada öze olan güven gereği çocuk gibi şımarma ihtiyacı sev beni gör beni isteği ya bir balık misali sevgi denizinin içindeysek ve sadece ördüğümüz samimiyetsizlik hücresi bizi bu denizden koparmış gibi hissettiriyorsa? aradığımız cevher ya gözümüzün önünde duruyorsa? Allah ım içimle dışım bir olsun....bunun için yardım et yarabbi....bana ve benim gibi olupta isteyenlere.... iyi geceler.....
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
AVUKAT
|
 |
« Yanıtla #284 : 10 Mart, 2010, 13:18 » |
|
oh be Kadriye, nihayet döndün  Ne doğru demişsin, "kendimizden başka herkese samimiyiz" derken. Haklısın, temel sebep özgüven eksikliği. Çünkü herkes sevsin istiyoruz bizi. Herkesle iyi olmak, herkesle halleşmek istiyoruz. Seçimlerimizi bile seçmeleri için başkalarına bırakıyoruz.Onun dediği olsun yeter ki sevsin beni; Sonra da için için öfke ve kızgınlık biriktiriyoruz; hayır diyemiyoruz ama evet dediğimiz için de mutlu olamıyoruz. Peki için dışın bir, kendimizle samimi nasıl olacağız? Küçüklüğümüzden beri öğretilmiş çaresizliklerinden kurtulmakla başlayabiliriz. BEN DEĞERLİYİM diyerek başlayabiliriz. "Ben varsam dünya var" diyebiliriz. Egoyu terbiye ederken, özdeğerliliğimizi sevip okşayabiliriz. Bugüne kadar başardıklarımızı hatırlayıp YETERLİLİĞİMİZİ takdir edebiliriz. Dünyada tek bir kişi bile bu işi yapmışsa ben de yapabilirim diyerek kendimizi motive edebiliriz. Hatalarımızı, günahlarımızı "nihayetinde insanım" diyerek bağışlayabiliriz. Bir nohut için tencere patlatmamayı deneyimleyip öğrenebiliriz. NİHAYETİNDE KENDİMİZİ SEVİP, BAĞRIMIZA BASABİLİRİZ. Bak o zaman kendimizle nasıl samimi olacağız. "Vallahi, artık kendim için istiyorum" demeyi nasıl başaracağız. YOLUMUZ AÇIK, YÜREĞİMİZ CESUR OLSUN...sevgilerimle
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|